1990’lar: Koalisyonlar
1990’lar, Soğuk Savaş sonrası dönemin belirsizlikleri, Körfez Savaşı ve yeni toplumsal sorunlarıyla, olağanüstü haller ve Kürt sorunu ile Türkiye’de siyasal ideolojilerin yeniden dizayn edldiği bir zaman dilimi oldu. 1991 seçimlerinden sonra DYP, SHP ile koalisyon kurdu. İlginç biçimde, tıpkı 1970’lerdeki CHP- MSP koalisyonuna benzer şekilde, bu kez de merkez sağ ile merkez sol iktidar ortağıydı. Demirel başbakan, SHP lideri Erdal İnönü yardımcısı olarak, ülkeyi birlikte yönettiler. 1993’te Turgut Özal’ın ölümü sonrası Demirel cumhurbaşkanı oldu, DYP’nin başına Tansu Çiller geçti ve koalisyon devam etti. Çiller Türkiye’nin ilk kadın başbakanı oldu. (Halen tek)
1990’lar Türkiye’sinde en dikkat çekici ideolojik yükseliş, İslamcı siyasetin yükselişidir. Refah Partisi, Erbakan liderliğinde “Adil Düzen” sloganıyla özellikle ekonomik sıkıntı çeken kesimlere ve dindarlara hitap ederek oylarını hızla artırdı. 1994 yerel seçimlerinde Rp, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok büyükşehir belediyesini kazandı. İstanbul’u kazanan ise sonralardan siyasette büyük etkisi olacak olan genç politikacı Recep Tayyip Erdoğan’dı. Rp’nin bu başarısı, muhafazakâr ve İslami sağın kitlesel bir güç haline geldiğini ve artık iktidara talip olduğunu gösteriyordu. Nitekim 1995 genel seçimlerinde Refah Partisi %21 oyla birinci parti oldu. Bu, Cumhuriyet tarihinde ilk kez açıkça İslamcı referanslara sahip bir partinin seçim birincisi olması demekti.
Refah Partisi’nin ideolojisi, Milli Görüş çizgisi denen, batı karşıtı, İslam birliğini savunan, ahlaki ve manevi değerlere dayalı bir düzen savunusudur. Erbakan, hem kapitalizmi hem sosyalizmi dışlayan “Adil Düzen” adında özgün bir sistem önerse de bu somutlaşmış bir modelden ziyade söylemsel düzeyde kaldı. Pratikte RP’li belediyeler ve sonra kısa süreli iktidar, Neo-liberal ekonomiyle İslami olguları harmanlayan bir yaklaşım sergiledi.
Refah’ın yükselişi, laik kesimde ve askeri bürokraside çekince oluşturdu. 1996’da Refah Partisi, DYP ile koalisyon kurarak Refahyol Hükümetini oluşturdu. Necmettin Erbakan başbakan oldu. (Tansu Çiller’de başbakan yardımcısı oldu) Ancak bu koalisyon sadece bir yıl sürdü. 28 Şubat 1997 sürecinde askerin öncülük ettiği Milli Güvenlik Kurulu kararlarıyla İslamcı akıma karşı sert tedbirler devreye kondu. Bu olaya “post modern darbe” de denir. Fiilen yönetime el koymadan, baskıyla hükümet değişikliği sağlanmıştır. 28 Şubat süreci, Türkiye’de ideolojik mücadelenin laikçilik ve İslamcılık ekseninde ne kadar keskinleştiğini gösterdi.
Refah Partisi 1998’de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Erbakan’a siyaset yasağı getirildi. Bu arada Türkiye’de milliyetçilik de yükselişteydi. 1993’te MHP yeniden açılmış (1980’de kapatılan Mhp’nin devamı olarak), Türkeş’in 1997’de ölümüyle başına Devlet Bahçeli geçmişti.1999’da kurulan koalisyonda DSP, MHP ve Anavatan bir araya geldi. AB’ye uyum yasaları, ekonomik kriz yönetimi AB ile Helsinki zirvesinde bu koalisyon adaylık sürecini başlattı.
1990’lar boyunca sol ideoloji ise hem bölünmüşlük hem güç kaybıyla boğuştu. CHP 1992’de tekrar açılmış, Deniz Baykal liderliğinde 1995’te meclise döndüyse de oyları düşüktü. Ecevit’in DSP’si sol oyları toparlamış görünüyordu ama DSP de aslında sosyal demokrat olmaktan çok ulusalcı-milliyetçi sol bir kimliğe bürünmüştü. 90’larda sol partiler halka ekonomik bir refah sağlayamadıkları gibi, kimlik konularında da (Kürt meselesi, Alevi meselesi vs.) net politikalar geliştiremediler. Böylece 90’ların sonunda sol, Ecevit’in şahsi popülaritesine rağmen, ideolojik üretkenlik açısından kısır bir dönem geçirdi. Birçok faili meçhul cinayetler ve ohallerle geçen bir dönemdir.
2000’ler ve Sonrası: AKP Dönemi
2001 ekonomik krizi ve koalisyon hükümetinin dağılması, Türk siyasetinde büyük bir değişimin kapısını araladı. Refah Partisi kapatıldıktan sonra gelen Fazilet Partisi de 2001’de kapatılmış, bu hareket içinde yenilikçiler ve gelenekçiler diye bir ayrım doğmuştu. Yenilikçi kanat (Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan vb.) Milli Görüş’ün sert söylemini bırakıp daha ılımlı muhafazakâr bir çizgiye yöneldi. Bu ekip 2001’de Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) adıyla yeni bir parti kurdu. AKP, kendini “muhafazakâr demokrat” olarak tanımladı. Dindar değerlere sahip ama demokratik ve laik düzen içinde hareket eden, serbest piyasa ekonomisini savunan bir sağ parti profili çizdi.
2002 Kasım seçimlerinde ekonomik kriz ve eski partilerin yıpranmışlığı sonucunda AKP %34 oy alarak tek başına iktidara geldi. Bu seçimde seçmenin adeta tamamı sağa yönelmişti; CHP dışında diğer tüm eski partiler baraj altında kaldı. Böylece 2002, Türk siyasetinde yeni bir dönemin miladı oldu.
Bu dönemde muhalefet cephesine bakarsak, CHP 2000’lerde Deniz Baykal’la daha milliyetçi-ulusalcı bir çizgi izlemiş, 2010’dan sonra Kemal Kılıçdaroğlu ile daha geniş kitlelere açılmaya çalışarak sosyal demokrat kimliğini sürdürmekle beraber farklı kesimleri bir araya getirme stratejisine yönelmiştir. CHP, altı ok ilkelerini kendince savunmakla birlikte, tek parti döneminin otoriter uygulamalarını geride bıraktığını vurgulayan ve demokratik parlamenter sistemi yeniden tesis etmeyi amaçlayan bir program izlemektedir.